|
Şalpazarı ve Yaylalarımız
“1850
metre yükseklikte bulunan yaylaya, Erikbeli Turizm Merkezi yolundan 25
km geçerek varılabilir. Burada çeşitli altyapı hizmetleri mevcuttur.”
Yukarıdaki açıklama Trabzon Valiliğinin Web sitesinden
alınmıştır. Dikkatinizi çektimi bilmiyorum. İki satır bile değil.
Sisdağı, efsanelere konu olmuş, Kökü 500 Y.Y. öncesine dayanan
geleneklere ev sahipliği yağmış, üzerine türküler söylenmiş. Nice
insanları konuk etmiş ve nice yiğitleri yolcu etmiş bir dağımız. Sisdağı
sadece bir dağ değil aynı zamanda bir gelenek, bir yaşam tazı, özlemler
diyarı. İki ilimizin halkının bir arada yaşadığı, Birlikte Şenlikler
düzenlediği, Yayla hasretini giderdiği bir mekân.
Bu doğa harikası diyar, Allah aşkına iki satıra sığdırılabilir mi.
İnternet ortamına girip “Sisdağı” diye arama yaptırdığımda karşıma
yaklaşık bin tane tarama sonucu çıktı. Her birinde ayrı bir sisdağı
özlemi, hatırası anlatılıyor. Bu arama sonucu onbinleri bulmalı idi.
Demekki bizler hala Sisdağı nın farkında değiliz. Hala tanıtamamışız bu
güzelim diyarımızı.
Sisdağının turizm kapsamına alınmasını istiyoruz, ama aldıramıyoruz. Bu
dağımızda her türlü turizm etkinliği düzenlenebilir.
Son
zamanlarda bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de gelişme eğilimi içine
giren Dağ Turizmi, doğayla baş başa kalmak ve onu tanıma amacıyla
yapılan bir alternatif turizm biçimi için ideal bir mekân. Dağ
turizminin çeşitleri olarak; dağcılık, trekking (dağ yürüyüşü), bisiklet
turları, Çim kayağı vb. düşünülebilir.
Aslında
sadece Sisdağı olarak ta düşünmemek lazım. Çok dar bir alan içinde
kümelenmiş olan Sisdağı, Karakısak Yaylası, Alaca Yaylası, Göllü alan,
Saz alanı, Erikbeli, Ken Yaylası, Çamanlı obası. Bu saydığımız
obalarımızın her birinin kendine has özelliği ve güzelliği var.
Karakısak yaylasını acaba kaç kişi biliyor. Benim yaşım 50 ye dayandı
çocukluğumdan hatırlarım, Beşikdüzü’nden yukarısı yaylalarına
Karakısaktan geçerek giderlerdi. Karakıskta bulunan Buluğun Veysel’in
Kahvesinde bir gece misafir olur, Ertesi gün Kadırga yaylasına devam
ederlerdi. Hakeza Otcularda yine birinci günün sonunda Karakıska
yaylasında mola verir, dinlenir ertesi gün Eskalaya, Ağadaşa, Davunnuya
devam ederlerdi.
Maalesef
o güzel gelenekler bu gün unutuldu. Artık yaylaya kimse yürüyerek
gitmiyor. Bu güzelim dağlarımız eski günlerini özlüyor. Üzerinden geçen
Göçleri, Kervanları, Çan seslerini, En güzel elbisesini giyip
koşarcasına yaylaya giden Kızlarımızı, delikanlılarımızı özlüyor. Fol
dereyi, Gö suyu, Akis yokuşunu acaba kaç tane gencimiz biliyor?
Bu
dağlarda üzerine bir sürü efsane anlatılır. “Rus işgali sırasında
köylü 7 genç kız namuslarına bir zarar verilmesinden korkarlar ve
Sisdağının zirvesine sığınırlar. Daha sonra Rusların dağa doğru
geldiğini haber alınca saçlarını birbirine bağlayarak kendilerini
uçurumdan aşağı atmışlar”. Bu nedenle onların kendilerini
attıkları yere 7 gelin tepesi denmeye başlanmış. Daha bunun gibi bir
sürü efsaneler vardır bu dağlarımızla ilgili.
Bu
yaylaları, Gelenekleri, efsaneleri tüm Türkiye’ye, hatta Dünya
uluslarına tanıtmak gerek. Bu görevde bizlere, o güzel geleneklerin son
demleri olan orta yaş sınıfına düşüyor. Bu gün İstanbul’da ve
Türkiye’nin çeşitli illerinde “Kültür ve Dayanışma derneklerimiz”
mevcut. İşte yok olaya yüz tutmuş bir kültür. Derneklerimize duyurulur.
Kamu Kurumları bu görevini yerine getirmiyor. O zaman İş derneklerimize
ve Federasyonumuza düşüyor.
Bizler
kökü orta Asya’ya dayanan Oğuzlardanız. Yaylacılık bizim kanımızda var.
Her ne kadar yerleşik hayata geçsekte bizler yazın dağlara çıkmadan
edemeyiz. Dağlara çıkmadan yaşayamayız. Bu gün gurbette ki
hemşerilerimiz, izinlerini hep yayla zamanına, Otcular haftasına denk
getirir. İstanbul’da yaklaşık 50 bin Şalpazarılı yaşamakta. Yazın
bunların en az 35–40 bini Şalpazarı’na gider. Hepsinde yayla özlemi
mevcuttur. Bizler gerçekten farklıyız. Diğer bölgelerin insanı,
Akdeniz’e, Egeye tatil köylerine koşarken bizler memleket hasreti ile
tutuşuruz. İznimizin ilk günü memleket yoluna düşeriz. Bir gün sonrasını
bile beklemeye taahammül edemeyiz.
Karadeniz’e sadece Karadenizliler gidiyor. Tanıtamamışız o güzelim
Dağları, yaylaları, obaları. Sağ olsun devletimizde bizler unutmuş.
Sadece başı darda düşünce hatırlamış Karadeniz’imizi, Karadenizliyi. Bu
gün hala doğru dürüst yolumuz yok. Turistik tesis hiç yok denecek kadar
az.
İş yine
bizlere düşüyor. Bu dağların turizime açılması demek yöre ekonomisinin
kalkınması demek. Yörede yaşayan insanımız ve bizler bu bilince
varırsak, yöremizin tanıtımını devletten beklemeyip, kendimiz bir şeyler
yapma çabasına gireriz.
Mustafa KÜÇÜK
mustafakucuk@hotmail.com.tr
|