Ana Sayfaya Dön

 BÜLENT ŞİRİN

                                 bulentsirin1967@gmail.com

 

Transferler iyi de…

Trabzonspor tarihinin en hızlı transfer dönemini yaşarken bir yandan da endişeyle karışık eleştiriler yükselmeye başladı. Bu transferlerin elbet bir bedeli vardı ve kulüp bu bedelin altından kalkabilecek miydi? Kalkamazsa ne olacaktı? Trabzonspor batar mıydı acaba?

Bugüne kadar büyük takımlar düzeyinde pek çok defalar “borç batağında, battı, batıyor, batacak…” gibi laflar işittik, hâttâ bazen bizzat kulüp yöneticilerinin ağzından. Ancak gel gelelim ne batan var ne de çıkan… Hiç öyle bir duruma şahit olmadık. Ya bu borçlar biz sıradan fanilerin bilemeyeceği, anlayamayacağı sebeplerden ötürü abartılmaktadır ya da gerçektirler ve kapalı kapılar ardında sürdürülen pazarlıklarla ödeme planlarına bağlanmaktadırlar. Ya da ne bileyim isimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı hayır sahipleri kesenin ağzını açmaktadırlar. Bilemeyiz.

Trabzonspor’da da bir önceki yönetimin halihazırdaki yönetime 50 milyon dolar civarında borç bıraktığı söylendi, yazıldı çizildi. Sahi, ne oldu o borç? O borç yüzünden yönetime aday olmaya kimsenin kolay kolay yanaşamadığı söyleniyordu kongre öncesinde. Mevcut yönetim transferde bu kadar “rahat” davrandığına göre ya bir şekilde hallettiler ve problem olmaktan çıkardılar ya da benim gibi sıradan bir taraftar gözüyle bakıp “Nasılsa kimsenin battığı mattığı yok. Borç ha 50 milyon ha 70-80, ne fark eder? Bırakıp giderken hesap da sormuyorlar. Öyleyse dayan gitsin” dediler.

Kara mizah sınırında dolaştığımın, ara sıra da sınırı ihlal ettiğimin farkındayım ama bizim memlekette kara mizahla çıplak gerçek çok sık birbirinin içine giriyor, birbiriyle yer değiştiriyor, bazen hepten tek parça oluyorlar.

Mehmet Demirkol, birkaç ay önce yazdığı bir yazıda Trabzonspor’un tribünden zarar ediyor ve Şampiyonlar Ligi gibi pastalardan pay alamıyor oluşuna rağmen 30 milyon YTL. civarında bir bütçeye sahip olduğunu (yani ölüsünün 30 milyon YTL ettiğini) ifade edip bunun Avrupa sathında adı ezberimizde olan bir dolu kulüple kafa kafaya bir bütçe anlamına geldiğini vurguladı.

Doğrusu bunu okuduğumda bir parça şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Biz özelde Trabzon şehrinin ekonomisinin içler acısı haline ağlamaya, genelde Türk futbolunun bütçesinin Avrupa takımlarına nisbetle ne kadar zavallı kaldığının geyiğini yapmaya bayılırız. Galiba bize pek konforlu gelir bu psikoloji. Bunları düzeltmeye çalışmak çok daha çetindir elbet, düzeltmeyi bırakın düşünmesi bile kolay değildir. Şu ahval ve şeraitte kombine hücumunu açıklamaya çalışmayı da aklımızdan geçirmiyoruz.

Uzatmayalım. Aralık 2000 kongresinde şok bir müdahaleyle başlanan “paralı başkan” hastalığının tedavisi, nekahet dönemi devam ederken “hasta iyileşti” zannıyla yarım bırakılınca hastalık ağırca bir şekilde nüksetmiş ve onca zahmetle sürdürülen tedavi süreci boşa gitmişti.

Parasız başkan”ın yaptıkları ortada, yapacakları görünmektedir. “Bu işler” elbet beş parasız olmamaktadır ama iş başında paraya sahip olan değil, parayı idare edenlerin bulunması lazım gelmektedir. Nasılsa ölümüz bile Avrupa’nın adı sanı iyi bilinen kulüpleri kadar etmektedir.

Bünye artık yeterince bağışıklık kazanmıştır ve artık “paralı başkan” hastalığı ebediyen nüksetmemek üzere tarihin karanlık sayfaları arasına gönderilmiştir, gönderilmiş olmalıdır.